Metnin analizini dinlemek için aşağıdaki oynatıcıyı kullanabilirsiniz.
İnsanların yıkıcı hırsa sahip olduğu, başarmak için her yolu ve hileyi mübah gördüğü bir iklimde yaşarken bu karanlık sistematiğin anaokuluna kadar indiği günümüzde bir şeylerin yanlış gittiğini fark edip düzeltmenin gerekli olduğunu düşünüyor olmalısınız.
Eğer bu konuda hemfikirsek aşağıdaki önerileri okuyarak daha sağlıklı bir toplumu nasıl geliştirebileceğimiz konusunda fikir alış-verişi yapabiliriz. Temel olarak bu yazıda, çocukları birbirine düşüren bu zehirli rekabeti bitirmeyi ve hem akran zorbalığının önüne geçecek hem de onların psikolojik sağlamlığını artıracak yeni bir başarı tanımı yapmayı esas alıyoruz.
Özel çocuk mu, takım oyuncusu mu?
Günümüzde bilim çok karmaşık bir hal aldı. Eskilerde olduğu gibi basit bir cihaz üretip bununla dahiyane sonuçlar elde etmek mümkün olmaktan çıktı. Çünkü basit ve bir kişinin yalnız başına üretebileceği bir teknoloji artık yok. Bu nedenle çocukları “özel” olarak değil “takım oyuncusu” olarak yetiştirmek daha stratejik olacaktır.
Bir eser üretildiğinde “bunu ben yaptım” demek yerine “bu eserin şu bölümünü ben yaptım” diyebileceği projelerde “pay sahibi” olması çocuklar açısından daha sağlıklı ve çekişmeyi / rekabeti azaltacak türde bir gelişim olacaktır.
Kusursuz çocuk mu, esnek ve hatalarından öğrenen çocuk mu?
Başarıyı hiç düşmemek olarak değil; düştüğünde yıkılmadan, o hatadan bir ders çıkararak yola devam edebilmek, yani psikolojik esnekliğe sahip bireyler yetiştirmeliyiz. Hata yaptıklarında onlara sert tepkiler vermek yerine süreci analiz etmelerini sağlamalıyız. “Evet, bu bir hata. Peki sence neden böyle oldu ve nasıl çözebiliriz?” diyerek çözümü bizzat onlara buldurmalıyız. Her sorunu onun yerine çözen bir ‘kurtarıcı’ olmak, çocuğu sürekli harici bir güce bağımlı hale getirir. Kendi çözümünü üretebilen çocuk ise öz güven kazanır ve kaygıdan uzaklaşır.
İnsanlar hata yapabilir. Ancak bunlardan ders alıp bu hataları çözebilmek, “hiç düşmeden ilerleyen” bir kişiye göre çok daha serin ve dengeli bir insan olmanıza olanak tanır. “Hiç düşmeyen insan yetiştirmek” gerçekçi değildir ve bir insanın omzuna gereğinden fazla yük yüklemek demektir.
Skor odaklı mı, süreç odaklı mı olmalı?
Sınavdan alınan puandan ziyade; öğrenme hevesini, bir problemin ardındaki mantığı kavramayı ve birlikte bir şeyler üretme sürecini takdir edebiliriz.
Sürekli skor alan, sürekli başarı toplayan bir kişinin bir süre sonra hedefi skor almak olabilir ve bu durum o kişiyi zamanla skor almak uğruna her yolu deneyen ve hileye başvurmaktan çekinmeyen bir birey haline getirebilir. Çünkü hedef skor almaktır. Takdir edilen budur. Bunu nasıl yaptığının bir önemi yok! Bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini fark edebiliyor musunuz?
Bir de diğer cepheden bakalım. Süreci takdir edersek ne olur? Çocukların aldıkları skorun bir önemi olmasa da birden fazla grubun sürece katkıları arasındaki farklılıklardan en iyi olanları birleştirilerek hem daha büyük bir skor elde edilir hem de çocuklar bu skoru kazanma yolunda hırs içermeyen temiz niyete sahip bir sürecin parçası olmanın mutluluğuna sahip olur.
Ayrıca bir önceki yazımızda olduğu gibi: Skor hazdır, süreç ise mutluluk. Hazlar hayat enerjimizi düşürür. Bizler mutlu olmak istiyorsak hazlardan uzak durup mutluluğun mimarı olmalıyız.
Sürekli koşturan çocuk mu, durup nefes alabilen çocuk mu?
Açıkçası bu bölümü kaleme alırken çoğu yönü ile özeleştiri bombardımanı yaptığımı söyleyebilirim.
Başarının sadece durmaksızın çalışmak olmadığını; zihni dinlendirmeyi, odaklanmayı, gerektiğinde sadece iki dakika durup derin bir nefes alarak rahatlamayı bilmenin de sağlıklı ve başarılı bir bireyin en güçlü özelliklerinden biri olduğunu bilmek gerekiyor. Sürekli yüksek tempoda kalmak sinirlerinizi dinç tutup sizi geliştirmektedir. Peki çevreniz bu konuda neler hissediyor hiç düşündünüz mü?
Hayat bazen yıldızlara bakıp sakinliği dinlemek, kendinize ve sizi seven insanlara zaman ayırmayı gerektiren bir süreçtir. Şiddetli hırsa kapılıp uzayın kaosunu hayatınıza taşımanızın yarattığı panik havası sizden çok çevrenizdeki insanları yorup onları da paniğe sevk ediyor olabilir. Temponuz çoğu zaman diğer insanlara anlamsız geliyor olabilir. Bu nedenle biraz sakinleşmek ve çevrenizdeki insanlarla beraber sinir sisteminize bir mola ısmarlamak çok daha sağlıklıdır. Akışa karşı yüzmek ya da akıştan daha hızlı olmaya çalışmak yerine bazen kendinizi akıntıya bırakmanız daha sağlıklı olacaktır.
Sonuç
Toparlamak gerekirse; “En Başarılı Çocuk” tanımını yeniden yaparken aslında kendi yetişkinlik ve rehberlik vizyonumuzu da temize çekiyoruz. Çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, kusursuz test sonuçları veya ezici bir hırs değil; onlara hata yapma lüksünü, bir takımın değerli bir parçası olma hissini ve sadece hedefe değil, yolculuğun kendisine odaklanma bilincini verebilmektir. Bu zehirli rekabet kültüründen sıyrılıp merhameti, dayanışmayı ve psikolojik sağlamlığı merkeze aldığımızda, sadece onların omuzlarındaki anlamsız yükü hafifletmekle kalmıyor; sağlıklı, mutlu ve birlikte üreten bir toplumun da temelini atıyoruz. Şimdi o derin nefesi alıp, bu değişimi başlatmak kalıyor bize.


Bir yanıt yazın