Metnin analizini dinlemek için aşağıdaki oynatıcıyı kullanabilirsiniz.
Hiç şunu yaşadınız mı: Çok istediğiniz ürünü alıyorsunuz, o an inanılmaz bir heyecan duyuyorsunuz ama bir hafta sonra o ürün dolabın sıradan bir parçası haline geliyor. Ya da saatlerce sosyal medyada kaydırıp duruyorsunuz, parmağınız yoruluyor ama telefonun ekranını kapattığınızda içinizde garip bir huzursuzluk ve boşluk kalıyor.
Peki, sorun bizde mi, beynimizin çalışma şeklinde mi yoksa kendimizi yanlış yönlendiriyor olmamızda mı?
Ünlü nöroendokrinolog Dr. Robert Lustig, bu durumun nedenini çok net bir ayrımla açıklıyor: Haz ve Mutluluk aynı şey değildir. Hatta birbirlerinin düşmanı olabilirler.
1. Haz (Dopamin)
Dopamin, beynimizdeki “ödül” kimyasalıdır. Bir şeyden haz aldığımızda (şekerli bir yiyecek, alışveriş, sosyal medya beğenisi) beynimiz dopamin salgılar. Dopamin bize şunu söyler: “Bu çok iyiydi, hemen bir tane daha yap/al/ye/iç !”
Hazzın özellikleri şöyledir:
- Kısa sürelidir. Örneğin bir parça çikolatanın ağızda bıraktığı tat gibi. Olası tepkiniz “keşke yemeseydim” olacaktır.
- Dış dünyaya bağlıdır. Bir nesneye, bir maddeye veya bir onaya ihtiyaç duyar. Kendi içinizde doğmaz, içsel değildir.
- Yalnız yaşanır. Kendi başınıza bir şey yediğinizde veya bir oyun kazandığınızda hissedersiniz. Bu sanki sizi hayatta tutan ya da yapmak zorunda olduğunuz rutinler gibidir.
- Bağımlılık yapabilir. Çünkü dopamin bir uyarıcıdır; hücreleri yorar. Beyin, hücrelerini korumak için “reseptör” dediğimiz alıcıları kapatır. Sonuç? Aynı hazzı almak için her seferinde daha fazla doz gerekir.
- Sağlıksızdır. Uyku kaliteniz kötü durumdadır. Gerginleştirir, yorar, gündüz saatlerinde bile olsanız enerjiniz yerlerdedir.
2. Mutluluk (Serotonin)
Serotonin ise huzur ve mutluluk duygusunun kimyasalıdır. Bize “fazlasının” değil, “yeterli” olanın mantıklı olduğunu söyler. Haz kadar ani – sarsıcı ve bir o kadar da geçici, yani saman alevi gibi değildir. Saatlerce süren yüksek kalorili bir kömür gibi içinizi ısıtan bir süreç gibidir. Güvenilir bir arkadaşınızla derin bir sohbet ettiğinizde, birine karşılıksız yardım ettiğinizde veya sevdiğiniz bir hobinizle ilgilendiğinizde devreye girer. Ailenizle sevdiğiniz bir etkinliği yaptığınızda, gece gökyüzünde uzaklara bakıp hayal kurduğunuzda devreye girer.
Mutluluğun özellikleri şöyledir:
- Uzun ömürlüdür. Geçici bir heyecan değil, bir oluştur.
- İçseldir. Dışarıdan bir maddeye veya tüketime muhtaç değildir.
- Paylaşımcıdır. Genellinkle başkalarıyla kurduğumuz bağlardan beslenir.
- Bağımlılık yapmaz. Serotonin hücreleri uyarmaz, yormaz aksine sakinleştirir.
- Sağlıklıdır. Uyku kalitenizi artırır. Sakinleştirir, dinginleştirir, gündüz saatlerinde enerjinizi en üst seviyede kullanmanızı sağlar.
Büyük Tehlike: Haz Mutluluğu Neden Öldürür?
Dr. Robert Lustig’in en çarpıcı uyarısı şudur: “Aşırı dopamin, serotonini baskılar.” Yani biz “mutlu olmak için” daha çok tüketmeye, daha çok ekran başında vakit geçirmeye, anlık hazlar yaşamaya, daha çok şekerli gıdalara yönelmeye… vb. ihtiyacımız yok! Bunu yaparak beynimizdeki mutluluk (serotonin) reseptörlerini aslında körleştiriyoruz. Ne kadar çok haz peşinde koşarsak, gerçek huzuru bulmamız o kadar zorlaşıyor.
Peki Ne Yapmalı?
4 “C” Kuralı
Lustig, serotonini (gerçek mutluluğu) artırmak için bize dört basit yol öneriyor:
- Bağ Kurmak: Ekranlar üzerinden değil, yüz yüze iletişim kurun. Sosyal bağlar en büyük serotonin kaynağıdır. Çevrenizdeki insanlarla ilişkilerinizi bozabilecek davranışlardan kaçının. Ancak bunu yapmak isterken kendinizi karşınızdaki kişiye “muhtaç” durumuna düşürmeyin. Bu türde bir “toksik ilişki” sırasında etki tam ters yönde olacaktır.
- Katkıda Bulunmak: Birine yardım etmek, bir şeyler üretmek veya dünyaya faydalı bir iz bırakmak sizi mutlu eder. “Almak” dopamin, “vermek” serotonin salgılatır.
- Başa Çıkabilmek: Stres dopamin patlamasına neden olur. Eğer kendinize stres yaratıyorsanız ya da agresif bir tutum içindeyseniz bu durum sizde “dopamin” salgısına neden olur. “Dopamin haz değil miydi? Stresle ne ilgisi var?” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak bedenimiz stres sırasında hayatta kalma savaşına girer ve bu sizi ayakta tutmak için sahte bir dopamin salgısını teikler. Uykunuza dikkat edin, spor yapın, doğaya çıkın. Dinlenmiş bir beyin, mutluluğa daha açıktır. Altından kalkamayacağınız yüklere girmeyin. Kendinizi bu durumda bulduysanız, yani bir şekilde kötü bir döneme sürüklenmişseniz (hastalık, keder, kötü günler…) bunun sizin seçiminiz olmadığını hatırlayıp kendinize acımayı ve kendinize üzülmeyi bırakın. Çünkü bu duruma gelmekte sizin hatanız yok demektir.
- Gerçek Yemek Tüketmek: İşlenmiş gıdalar ve şeker, dopamin bombasıdır. Gerçek, taze yemekler tüketmek, bedensel kimyanızı dengeler. Tam olarak ihtiyaç duyduğunuz maddeleri almanızı garantiler.
Sonuç olarak:
Bir şey satın alırken veya telefonunuzda saatler harcarken kendinize sorun: “Şu an haz mı arıyorum, yoksa mutluluk mu?”
Aradaki farkı anlamak, modern dünyanın en büyük özgürlüğüdür. Alışveriş yaparken haz alma odaklı değil, mutlu olma odaklı seçimler yapın. Bir insanla kuracağınız ilişkiyi geliştirirken; hazlarınıza mı, mutluluğunuza mı katkıda bulunacağınız düşünerek ilerleme sağlayın.
Zaman zaman tadı hoşunuza gitmese de ilaç içmek zorunda kalırsınız. Evet ilaçların tadı genellikle çok kötüdür. Ancak bu ilacın size iyi geleceğini bilir, mutluluğunuz için o tada katlanırsınız. Hayatınızda da daima haz peşinde koşmayı bırakıp mutluluk getiren seçimler yapmanız; başarınızı, enerjinizi, gücünüzü, üretkenliğinizi ve nihayetinde mutluluğunuzu artıracaktır.
KAYNAKÇA
Dr. Robert Lustig, “The Hacking of the American Mind: The Science Behind the Corporate Takeover of Our Bodies and Brains”.


Bir yanıt yazın